Hey Jimi, do you smoke?

acaba tam şu anda ölsem yarına benden geriye ne kalırdı.

ölümüm benim elimden.

saat çok geç olmuştu ve artık uyanmam, ayaklanmam, hazırlanmam ve okula gitmem gerekiyordu. uyanamadım. 

uyandığımda evde kimse yoktu. herkes terk edip gitmişti beni bir yerlere. herkes hayatına bakıyordu, onu sonuna kadar yaşıyordu. ben ise burada durmuş yatıyordum hala. ulan ben ne yapıyordum? yine oluyordu işte. kendimi yalnız başıma hissediyordum. tek dostum kafamın içinde konuşan bir çocuktu. onu da tanımıyordum zaten öyle merhaba, merhaba.

ona bile uzaktım. insanların hayatları çok güzeldi. herkes istediği anda istediği yerde oluyordu. benim olmak istediğim yer yatağım değildi. ben de hayatta olmak istiyordum.

beni durduran bir şey mi var ki? diye düşündüm. hayır yok elbette. beynim kollarıma beni itmesi ve ayaklarıma yere basması için komut vermiyordu. öylece yatıyordum.

bir süre sonra komutu bir şekilde algılayan vücudum harekete geçti ve ayağa kalktım. o an beynim bana şunu sordu: “al tamam ayağa kalktık şimdi, peki sen ayağa kalkıp ne yapacaksın?” haklıydı. ne yapacaktım ki kalktıysam da? 

sen orasını karıştırma elbet yapacak bir şey bulunur dedim. ayakkabılarımı giyip kendimi pencereden hayatın içine attım. sürükleniyordum insanlar arasında. herkes bir yerlere gidiyordu. herkes hayatına bakıyordu.

ben mi ne yapıyordum? benim bir hayatım yoktu. ben hayatımı kaybetmiştim. kendime karşı olan savaşımda kalbim yenilince gözlerim de yenik sayıldı. 

artık önümde sağımda solumda veya arkamda bir hayat göremiyorum.

hayatta değilken tişörtlerimi hiç düzgün giyemiyorum.

tek gördüğüm ya da görmek istediğim başkalarının hayatları. ne olsun biz de öyle sürünüp gidiyoruz.

an apology.

tüm dünyadaki diğer canlılar, size sesleniyorum. sizlerden biz insan ırkının varlığı ve faaliyetleri için tüm insanlık adına özür diliyorum. bizler olmasaydık şu anda yaşıyor olabileceğiniz hayatınızı bir hiç uğruna elinizden aldığımız için çok üzgünüm. bizler insan olmayı hiç beceremedik. ilk başlarda iyiydi belki. ilk silah icat edilene kadar her şey dengedeydi. ondan sonra durmadık hiç. önce hayvanları alt ettik, sonra bitkileri belki de veya tam tersi. sonuçta üstün olmaya çalıştık. ne yazık ki de başardık.sonra yine durmadık. birbirimize göz diktik. birbirimizi alt ettik. senelerdir tek çabamız bu. günlük işlerden, bizleri yöneten yetişkinlerin işlerine kadar. birbirimizi görünmez çizgilerle birbirimizden ayırıp “o” dedik “bizden” olmayana. sonra utanmadan o çizgileri görünür kıldık. çitler ve dikenli teller koyduk aramıza, sınır dedik. “onlar” “bizi” anlamasın diye başka iletişim yolları bulduk. dostlarımıza “onlardan” farklı sesler çıkararak sevgi gösterdik. başka diller yarattık. aşk,love,amor dedik aynı şeye.

 sizler de öylesiniz gerçi ama size kızamam. bir köpek havlıyor diye bir kedi ona saldırmadı hiç veya tam tersi. biz insanlar yaptık. önce ayırdık birbirimizi birbirimizden, sen “o”sun dedik. sonra “o” ca yaşıyor diye ona kızdık. hayatına göz diktik. aşağılıkça davrandık. biz insanlar dünyada yaşamayı hiç haketmedik. eğer doğruysa bu hikaye adem e kızıyorum ben. kendi cennetin varken orada yaşayacaktın. gerçi hikayenin özü bu. insanoğlu kendisine vaad edilen cennetin kıymetini hiç bilemedi. en başından beri. hep aç gözlüydü. siz cennetinizde kıymetini bilerek yaşıyorken gelip bizimmiş gibi yapmamalı ve içine sıçmamalıydık.

 ben sadece bugün değil her gün diğerlerini gördükçe insan olmaktan utanıyorum. umarım beni affedersin dünya.